PANİK ATAK

Panik atak, ilk kez başına geldiğinde kişiyi çok korkutan ve doğru uzmana başvurmazsa umutsuzluğa iten psikolojik bir bozukluk. Doğru ele alındığında ise üstesinden gelinebilen bir problem.

Panik atak, yakın zamanda koşmadığınız, spor yapmadığınız ya da heyecanlanmadığınız halde birdenbire kalbinizin hızla çarpmaya başlamasıyla ve nefesinizin kesilmesiyle birlikte sizi “panikleten” bir süreç. Genelde kalp hızlanması ve nefes kesilmesinin yanı sıra yoğun bir kaygı hissiyle beraber, soğuk soğuk terlemeler, el ve bacaklarda uyuşmalar da görülür. Bu sayılan belirtiler domino taşları gibi birbirini tetikler. Bunların yaşandığı dakikalara “atak” anı denir. Bu tarz bir atak eğer ilk defa yaşanıyorsa ve kişinin konu hakkında bilgisi yoksa, genellikle kalp krizi geçirdiğini sanarak acil servise gider. Atak sırasında başvuranların acil serviste fiziksel muayenesi yapıldığında herhangi bir fiziksel hastalık belirtisi görülmediğinden kişiye o an rahatlaması için bir sakinleştirici iğne yapılır. Bu iğnenin etki göstermesi 20-30 dk sürer. Kendisine fiziksel problemi olmadığı,muhtemelen psikolojiik bir sıkıntısı olduğu söylenir ve psikolog ya da psikiytriste gitmesi önerilerek eve uğurlanır. Bu tarz bir atağın ardından kişi NORMAL hayatına döner ve bir sonraki atağa kadar neredeyse hiçbir fiziksel belirti görmez. Panik atak semptomları genel olarak fiziksel semptomlar olduğundan, çoğu hasta psikolojik bir problem yaşadığına ikna olmaz ve psikolog desteği almadan önce başka alanlara (en çok da kardiyolojiye) giderek kalp krizi geçirmediğine dair teyit almak ister. Genelde görüşmeye gelen panik atak yaşayan kişiler “Doktorum psikolojik dedi. Bir de size geleyim dedim.” gibi cümlelerle aslında hala içlerinde şüphe duyduklarını gösterirler!

İlk atağın ardından, kişi anlam veremediği bu belirtiler nedeniyle kaygıya düşer, durup dururken başına gelmiş olan bu durumun herhangi bir zamanda tekrar başına geleceğinden korkmaya başlar. Sürekli tetikte ve kaygılı bir bekleyişe girer. Buna da beklenti kaygısı denir. “Tekrar olursa ne yaparım?” düşüncesi bu süreçteki en yaygın düşüncelerdendir. Bu düşünceye ek olarak; “Deliriyor muyum?”, “Ya olmadık yerde başıma gelirse? Tek başımayken olursa beni kim doktora yetiştirir?” gibi kaygılı düşünceler de eşlik eder. Bu nedenle panik atak, yaşandığı anın dışında belirti göstermese de kişinin düşüncelerini sürekli meşgul ettiğinden ve kaygılandırdığından günlük hayatını oldukça sekteye uğratmaya başlar.

Baş etme becerilerine ve kaygısının seviyesine göre, bazı panik atak yaşayan kişiler, kendilerince bir takım “önlemler” almaya başlarlar. Bunlar arasında, her dışarı çıktığında yanına birini çağırma, tek çıkacaksa yanında su, kolonya ya da sakinleştirici ilaç bulundurma ve hatta evden dışarı hiç çıkmamaya kadar varacak davranış değişiklikleri vardır. Tabii bu sayılan davranış değişiklikleri panik atağı tedavi etmek bir yana dursun, çoğu zaman beklenti kaygısını daha da artırarak atakların tekrar ve yoğun şekilde ortaya çıkmasına vesile olabiliyorlar. İyi gelecek diye düşünülen bu önlemler aksine problemi pekiştiriyor ve umutsuzluk yaratıyor.

Panik atak, başta da söylediğim gibi üstesinden gelinebilen bir bozukluk. “Durduk yere” meydana geliyor gibi görünse de panik atağın oluşumunda; isteklerin ve taleplerin engellenmesi, buna gereken tepkiyi verememe, duyguların rahatça ve sağlıklı şekilde dışa vurulamaması gibi psikolojik sebepler rol oynar. Her kişide sebepler farklıdır.

Psikolog görüşmesinde, ilk önce yaşanan belirtiler detaylıca ele alınır ve kişiye her bir fiziksel belirtiyi neden yaşadığı anlatılır. Bu bilgilendirme seansı sonrasında çoğu danışanımın acillere gitmeyi bıraktığını biliyorum. Acile gitme sebebi, bedeninde meydana gelen bu ani gelişen değişikliklerin kalp krizi olmasından korkmaları. Atak anı olan bitenlere dair detaylı bilgi sahibi olunca kaygı seviyesi oldukça düşüyor, kendisine zarar gelmeyeceğine inanıyor ve acillere gitmeyi bırakıyor. Acile gitmek yerine seansta üzerinde konuşulan gevşeme ve nefes egzersizlerini uygulayan kişi, kısa sürede kalp atışlarını ve nefesini düzene sokabilir hale geliyor. Sakinleştirici iğne yerine kendi kendini sakinleştirmeyi öğreniyor. Sonraki terapi sürecinde ise bu atakların o kişide oluşma sebepleri derinlemesine inceleniyor. Ailesi, işi, hayattan beklentileri, yaşadığı stresli olaylar, insan ilişkileri, kısacası hayatının tüm alanları üzerine konuşularak adım adım kendisiyle ilgili farkında olmadığı duygu ve düşüncelere ulaşılıyor. Sürecin devamında, kişinin kendini tanıması,psikolojik anlamda güçlenmesiyle birlikte ataklara yol açmış olan durum(lar) ele alınıyor. Bunlar üzerinde konuşularak kişinin baş etme becerileri geliştiriliyor. Tüm bu psikolog görüşmeleri sırasında kişi güzel bir gelişim gösteriyor. Bastırdığı olumsuz duygu ve düşünceleriyle karşılaşıp onları tanıma ve çözme şansına erişiyor. İleride yaşayacağı benzer olumsuzlukları bastırmak yerine onlarla nasıl başedeceğini öğreniyor. Bu sayede yeni atakların oluşması da önlenmiş oluyor.


Uzman Psikolog
Başak DALDA